YAPAY HAKİKÂT
Uyandığımda gök sandığım yüzeyde, sıra sıra ince uzun led ışıklar görüyordum; kulaklarım paslanmış gibiydi duyduğum sesler boğuluyordu sanki. Boğulmuş sesler işitiyor yüzeydeki led ışıkları takip ediyordum. Bedenimle bilinmeze doğru sürüklendiğimi algıladım, o sıra gayriihtiyari ceplerimi yokladım; her şeyim yanımda mı diye. Ceplerimin içi boştu. İçi bomboştu. İçim bomboştu. Ceplerimi değil de içimi yoklasam tam anlayacakmışım aslında. Ruhumu aradım, yokladım her yanımı; ellerimi ve bacaklarımı hissediyordum ama ruhuma erişemedim o an. Her şey çok mantıksaldı. Ruhum benden fazla uzaklaşmış mıdır? Neden uzaklaşmıştır? Sanki yıllardır bunun eksikliğini duymamış gibiydim. Kendim mi kaçırmıştım ruhumu? Sorular bedenime nüfuz ediyordu. Sesler yükselmeye başladı, çok kalabalıktık.
Bir sürü dolusu insan, hepimiz aynı hedefe kitlenmiş yürüyorduk. Gök sandığımız yüzeydeki led ışıkları takip ediyorduk. İnsanları göremiyordum, başımı aşağı indirip etrafıma bakmaya zihnim izin vermiyordu. Yeryüzüne hiç bakamıyordum ama ayak seslerini işitiyordum, hatta... hatta vahşetin sesini... Boğuk da olsa zihnim biraz olsun algılıyordu. Hissediyordum diyemedim. Diyemedim çünkü hissedemiyordum, algılayabiliyor ve anlayabiliyordum. Diğer insanlar ve ben boğuk ayak sesleri çıkartarak sonu gelmeyen ledleri takip ettik. Kaç gün geçti ya da kaç gün daha böyle sürecekti bunu bilmiyordum, birilerine sormaya çalıştım ama hiçbirimiz anlaşamıyorduk. Duyamıyorduk birbirimizi, o kadar hızlı işliyordu ki her şey; yetişemiyorduk birbirimize. Etrafımdaki insanları anlamaya, onlara kendimi anlatabilmeye o kadar açtım ki. Dünyanın nasıl bir yer olduğunu bile unutmuşum.
Ağaçlar vardı, gün doğarken kuşlar cıvıldıyordu ama artık güneş bile yok. Ruhum niye benden bu kadar uzaklaştı? Hissedemediğim ve ruhum benden uzaklaştığı için durumu kısa sürede anlayamadım. Bu yüzden ben de led ışıkları takip etmeye, sürüyle aynı anda hareket etmeye ve hiç konuşmamaya devam ettim. Led ışıklar çok yanıltıcıydı, spritüel bir güç gibiydi ama yapay olduğuna adım gibi emindim. Aslına bakarsanız uyandığım ilk anlarda yapay olduğunu algılayamıyordum fakat yavaş yavaş yapay olduğunu daha derinden anlayabiliyordum. Daha iyi özümseyebilmek için gözlerimi daha çok açmam gerektiğine karar verdim ama başaramadım. Gözlerimi açmak istedikçe göz kapaklarımın acıdığını hissettim.
Hâlâ led ışıkları takip ediyordum, aynı zamanda vahşetin sesi boğuk da olsa yükseliyordu. Tam o sırada ellerimi yüzüme götürdüm; yukardan bir ses yükseldi, biri bana kızıyor gibiydi. Boğuk sesler giderek düzelmeye başlıyordu ama ellerimle kontrol ettiğim gözlerim kapalıydı. Ve ben hâlâ başta gerçekten spritüel olduğuna inandığım, bütün bedenimle adeta sürüklenerek takip ettiğim led ışıklara odaklıydım. Diğer herkes de öyle. Biraz önce ellerimi yüzümde götürdüğümde bana kızan o sesleri tekrar kızdırmak istemediğim için artık sürüye ayak uydurmaya başladım. Bir parçası olmaktan, en azından bir parçam sıyrılmıştı.
Hatta.. hatta bu duyguyu biraz olsun hissettiğimi söyleyebilirim. Bu kez algılayamadım ama ruhumu benden uzaklaştıran şeyin duyduğum o kızgın sesler olduğunu hissettim. Böylece ruhumun kaçmasına her ne sebep olduysa o kızgın seslerin sorumluluğundaydı. Bir o kadar da benim. Ama yavaş yavaş led ışıkların yapay olduğunu algıladığım süreçte bünyemi biraz toparlamaya başladım. Dışardan yükselen vahşet seslerini gözlerimi açmadan tanımlamaya ve anlamaya uğraştım. Kulaklarımdaki pas da algım gibi zamanla iyileşiyordu. Duyduğum sesler, sürü dolusu insanlara yani bize bağırıyorlardı; ‘Gözlerini aç! Gözlerini aç! Kör ettiler seni yaşadığın dünyada! Kaybettin beni! Hiç korumadın kendini! Neyin uğruna yaşadın! Dürüst olamadın! Kendine bile! Kaybettin beni! Kaybettin beni!
Doğruyu söylemek gerekirse olayları anlamaya başladıkça şu an içinde bulunduğum bu insan bedeni acı çekmeye bile başladı. Led ışıkları gördüğümü fark ettiğimde tamamen hissizdim, sanırım ruhum bana geri dönüyordu. O bize bağıran vahşet sesleri bizlerin ruhuymuş. Kör olmuşum ruhuma. Şimdiyse çok korkuyorum, hissettiğim duygular çok şiddetli bir acıya dönüşüyor. İnsanlığımı geri kazanıyorum; algım açıldıkça ve hakikate ulaşmaya büyük bir arzuyla çabaladıkça.
Bizler, yani insanlar yaşadığımız yüzyıllar boyu hakikate ulaşmak istedik. İnsanın varoluşunu merak ettik, biyolojik olarak merakımızın peşinden gitmeye programlıydık. Gitmişiz de ve dünyayı o yukardan bize kızan sesler geliştirmiş de aynı zamanda. Ama bizler kör olmuşuz. Kabul ediyorum, bizler zayıf olan halkaymışız. Yukardakilerse güçlü olan insanlarmış. Her şey o kadar hızlandı ki, biz her şeye sahip olduğumuza inanmışız hem de sahip olduğumuz şeyler fiyat biçilen şeylermiş. Bu hızlı dünyada hem dünyaya yetişmeye çalışmışız hem de birbirimizle yarışmışız. Biz dünyada ruhlarımıza hizmet etmeyi unutmuşuz. Ruhlarımız bu yüzden bedenlerimizi terk edip acı içinde kıvranmış. Ruhlarımız bedenlerimizi terk ederken bizlere bir çift kör göz bırakmış. Ve kocaman bir yanılsama; led ışıklar. Ruhumuz bedenimizde yaşarken onu doyurdukça mutlu olurduk bu insan olmanın ve yaşamın bir parçasıydı. Şimdiyse kör gözlerimizi gök sandığımız yüzeye dikiyor, bizi ruhsal zenginliğe ulaştıracağını sandığımız sonu gelmeyen ledleri takip ediyorduk. Ruhlarımızı kaybetmeden önce yaptığımız gibi; bizi zenginliğe ulaştıracağını sandığımız ve sonu gelmeyen her şeyi takip etmiştik. Sıra ne yazık ki var olmayan ve zihinlerimizin yansıması olan ledlere gelmişti. Kimseye anlatamadım, demiştim ya duyamıyorduk birbirimizi. O kadar hızlı işliyordu ki her şey, yetişemiyorduk birbirimize. Etrafımdaki insanları anlamaya, onlara kendimi anlatabilmeye o kadar açtım ki. Herkesin ruhu bedenindeyken, kimse bağırıp da söylememiş.
Dayanamıyorum bu acıya, ele veriyorum kendimi. Bir ben açsam gözlerimi yine de gelir mi insanların kıyameti?
Bu benim son sorummuş, bütün cevapları yaşarken öldüğümde verdim. Şimdi ne kadar sürdüğünü bilmeden sürüklendiğim bu yolda gözlerimi açarak teslim oluyorum; ruhumla. Yaşayabilen tüm ruhlarla hakikate ulaşıyoruz. Yapay olmayan, hakikate.
RÂNÂ ECE
Ruhumuzu sonsuza kadar kaybetmemek ümidiyle..
YanıtlaSilHakikatlerin ruhlarımızı kovalaması dileğiyle. Kaleminize sağlık..
YanıtlaSil