'Ben' ve Duvar inşası
-I-
Bir odanın içindeyim herkes gibi. Bazen kafamın içindeyim, bazense işte başta dediğim gibi; bir odanın içindeyim. Bu odayı zihnimin içinde nasıl inşa ettiğimi anlatacağım sizlere, sonra nasıl yıktığımı. Sonra tekrar nasıl inşa ettiğimi ve sonra tekrar nasıl yıktığımı. Kulağa korkunç mu geliyor yoksa? Merak etmeyin 'yıkım' kendisi negatif bir eylem gibi gözükse de mesele ona nasıl bir değer yargısıyla yaklaştığımız. Sonraki mesele ise bu değer yargısıyla yaklaştığımız eylemin sonucu. Yani dediğim gibi; sonra nasıl yıktığımı sonra nasıl tekrar inşa ettiğimi..
Merhaba bu benim, olduğu gibi burada bomboş bir sayfanın ortasında duran bir benliğim. Adımın ne olduğunu, cinsiyetimi belki de yaşımı merak ediyorsunuz; size kendimi hep 'Ben' olarak anlatacağım. Kendimle ilgili bu bilgileri vermediğim için üzgün olduğumu söyleyemem, veriler size anlattıklarımı zihninizde nasıl bir kutuya koyacağınızı söyleyecek yoksa. Yani bu durumda size 'beni' zihninizdeki yargılarla herhangi bir konuma sabitleyemeyin ve sınırlamayın diye kendimce yardımcı oluyorum.
Önceden pek bir duvarım yoktu, doğada 'vardık' ben ve birkaç insan daha. Anımsayamadım yoksa birkaç milyon insan mı demeliydim. Sonuçta vardık ve bir şekilde var olmaya devam edecektik, kendi nihai sonumuza kadar. Elime bir tuğla aldım ve düşünmeye başladım; varız, bir şekilde var olmaya devam edeceğiz, tekrar etmeye devam ettim, kendi nihai sonumuza kadar. Elimdeki tuğlayı kendimce belirlediğim bir alana doğru bırakırken zihnimde de bir düşünce oluşuyordu; nihai sondan sonra yok olacaksam varlığımın anlamı yok muydu? Ya da varsa o zaman nihai son sandığımız kadar 'nihai' değil miydi?
Ben bunları düşüne dururken bir baktım ki tek tuğlayla başladığım bu düşünce yolculuğumda kendime bir duvar örmüştüm. Bu duvar ilerleyen günlerde beni tek bir açıdan da olsa yağmurdan, güneş tam tepeye gelmeden önce ve sonrasında da aşırı sıcaktan, bazen de esen rüzgarın yönüne göre bu duvar beni soğuktan 'bir yönden' koruyacaktı. Duvarın bir köşesinde oturmuş günler geçerken ve benim dışımda diğer insanlar da varken; yani bu düzende ilerlerken, nihai sonun 'nihai' olmadığına varlığımı bir şekilde sonrasında da sürdüreceğime karar verdim. Günler yine hızla geçerken yeni bir duvar örmem gerektiğini anladım. Çünkü bu duvar beni 'bir yönden' koruyordu. Fakat başka cepheler de olsa bazı günler hasta olmaktan kendimi koruyabilirdim. Bu eksiği fark ettiğim gün, diğer insanların da sanıyorum ki yaptığı gibi, eski duvarımın yanına tuğlalar taşımaya başladım.
Elbette sonu gelmeyen bir döngünün içinde yok yere ıstırap çekiyormuş gibi hissediyordum. Nihai son vardı ve ben varlığımı sonrasında da devam ettirebileceğime inanmıştım. Günlerdir de inanç sistemimi ona göre inşa ediyordum. Yani demem o ki yaşam alanımı, zihnimi, her şeyimi.. Yeni tuğlalar taşımaya başladığımız günde de ne uğruna varlığımı sonrasında da devam ettirmek isteyeceğimi düşünüp duruyordum. Durup düşünüyordum, duvarlarımı inşa ediyordum. Bazen fark ediyordum ki, tuğlayı yanlış diziyor, sıvayı yanlış yapıyordum. Bazen harçlarımda da sorun oluyordu. Önce çok emin başlıyor sonra insani aptallığı bir kenara bırakıp yanlış yaptığımı kabul ederek en baştan başlıyordum. Peki ne uğruna..
Amacım en başta belli olsa da süreci yaşarken bazen önemli olanı unutuyor sadece iş gücüme odaklanıyordum. Oysa işe başlarken ne kadar yorulacağıma değil ne uğruna çabalayacağıma karar vermiştim. Soruyu kendime tekrar ve doğru sormaya odaklanınca cevabının içimde zaten var olduğunu anlamıştım. Bir şekilde yaşamak istiyordum, ruhumun arzusuydu ve bedenim bunun aracıydı. Bilimsel olarak da zaten ben hayatta kalmaya programlanmıştım, büyük bir dünya içerisinde. Bu dünya içerisinde hayatta kalmaya çabalarken kendi savunma sanatımı ortaya koymaya çalışıyor öncelikle 'duvarlarımı' inşa ediyordum. Sanıyorum ki benim dışımdaki herkes gibi.
Yorumlar
Yorum Gönder